Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kötülük Çağı

Yazının Giriş Tarihi: 04.10.2026 16:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.10.2026 16:41

Evet, kötülük çağı.

Bu kadar kötülüğü üst üste yaşadığımız bir zaman olmuş muydu eskiden hatırlamıyorum.

Belkide olmamıştır.

Her gün başka bir acıyla uyanıyoruz.

Bir başka ölüm ve felaket haberi düşüyor önümüze.

Bir başka insanın hayatı, bir başka ailenin dünyası paramparça oluyor.

Soma'da yine bir maden ocağında göçük oldu.

Beş madenci.

Beş emekçi.

Yer altında kaldılar.

Beş insan daha, çalışıp evine ekmek götürmek için girdiği madenden çıkamadı.

Oysa Soma'nın hikâyesini hepimiz biliyoruz.

13 Mayıs 2014'te 301 madenci hayatını kaybetti.

301 insan.

301 baba, oğul, kardeş, eş...

301 hayat.

O gün de iş güvenliği konuşuldu.

O gün de ihmaller konuşuldu.

O gün de sorumlular arandı.

Yıllar süren davaların sonunda bazı sanıklar ceza aldı, bazıları beraat etti.

Ama 301 insanın hayatını geri getirecek hiçbir mahkeme kararı olmadı.

Çünkü bazı kayıpların telafisi yoktur.

Ve bugün, aradan yıllar geçmişken, aynı topraklarda yine bir maden göçüğü oldu.

Yine işçiler öldü.

İnsan ister istemez düşünüyor:

Biz hiçbir şey öğrenmiyor muyuz?

Yoksa öğreniyor da, insan hayatından daha önemli sandığımız başka şeyler mi var?

En azından patronların.

Bir maden ocağında güvenlik önlemlerinin eksik olması yalnızca teknik bir mesele veya ihmal değildir.

Bu, insan hayatının ne kadar değerli görülüp görülmediği meselesidir.

Çünkü emekçinin hayatı bir maliyet kalemi değildir.

Bir işçinin eve sağ salim dönmesi, üretimden çok daha önemli olmalıdır.

Ama bizim ülkemizde emekçi çoğu zaman çalışırken görünmez.

Varlığının hiçbir değeri yokmuş gibi davranılır.

Sadece öldüğünde

görünür hâle gelir.

Cenazesinde adı anılır.

Ardından birkaç gün konuşulur.

Başsağlığı mesajları yayımlanır, herkes ah vah eder, üzülür.

Sonra hayat her zamanki gibi devam eder.

Ölen öldüğüyle kalır.

Ta ki bir sonraki işçi veya işçiler ölünceye kadar.

İşte beni en çok endişelendiren bu.

Ölümlere alışmak.

Acıya alışmak.

Haksızlığa alışmak.

Bir insanın ölümünü birkaç gün konuşup sonra unutabilecek kadar duyarsızlaşmak.

İnsan hayatı bu kadar ucuz

olmamalı ülkemde.

Ama bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki, sanki en kolay harcanan şey insan hayatı.

Hele o insan emekçiyse...

Hele yoksulsa...

Hele hayatta kalmak için emeğinden başka satacak hiçbir şeyi yoksa...

O zaman ölüm bile sıradan bir haber hâline geliyor.

Biz yine seyrediyoruz.

Yine üzülüyoruz.

Yine öfkeleniyoruz.

Sonra başka bir haber geliyor.

• Başka bir ölüm.

• Başka bir yoksulluk.

• Başka bir adaletsizlik.

• Başka bir acı...

Kötülük çağı dediğim işte bu.

Sadece kötülüğün çoğalması değil.

Kötülüğe alışmamız.

Ölümlerin sıradanlaşması.

Yoksulluğun kader gibi kabullenilmesi.

Emekçinin hayatının değersizleştirilmesi.

Ve bütün bunların karşısında insanların çaresiz bırakılması.

Hiçbir güne iyi bir haberle uyanmıyoruz.

Ve sanki iyi hiçbir şey olmuyor.

Oluyorsa da çoğu zaman

işçinin ve yoksulun payına düşmüyor.

Bizim payımıza

ya yokluk düşüyor,

ya güvencesizlik,

ya korku,

ya ölüm.

Ve geriye yine aynı soru kalıyor:

Daha kaç insan ölecek de insan hayatının gerçekten bir değeri olduğunu anlayacağız?

Belki artık sorgulamamız gereken soru bu değil.

Belki de asıl soru şu:

Emekçilerin ve yoksul

halkımızın

hayatını gerçekten değerli kılacak bir düzeni ne zaman kuracağız?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.