Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kaygının Gölgesinde Bir Ülke

Yazının Giriş Tarihi: 09.07.2026 22:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.07.2026 22:05

Kaygısız bir insan var mıdır, bilmiyorum.
Belki vardır, belki de yoktur. Ben kaygılıyım; bugünden, yarından ve gelecek günlerden…
Son aylarda ülkemizde yaşanan gelişmeler, bu kaygıyı her geçen gün daha da derinleştiriyor.
Siyasi krizler, ekonomik sorunlar, ifade özgürlüğüne ilişkin tartışmalar ve toplumdaki ayrışma,
insanların geleceğe umutla bakmasını zorlaştırıyor. CHP'ye ilişkin butlan tartışmaları gündemi meşgul ederken, bunlara henüz alışmamişken bambaşka gündemlerle yeni gelişmeler yaşanıyor.
Sanki her yeni gün, bir öncekinden daha ağır ve zor başlıyor.
Seksen beş milyonu aşan nüfusa sahip bir ülkede, hep birlikte "Oh be!" diyebileceğimiz, yüzümüzde samimi bir tebessüm oluşturacak güzel haberler giderek azalıyor.
Gündem neredeyse her gün yeni bir kriz, yeni bir tartışma ve yeni bir gerilimle şekilleniyor.

Son günlerde genç mizahçı Deniz Göktaş'ın gözaltına alınması da kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bu olay, ifade özgürlüğü ve mizahın sınırları üzerine yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Bana göre inanç, insanın vicdanında ve kalbinde yaşattığı manevi bir değerdir. Böyle bir inancın, bir komedyenin sahnede kurduğu birkaç cümleyle sarsılacağına ya da ortadan kalkacağına inanmıyorum.
İnancı güçlü olan bir insan, bir espri nedeniyle inancını sorgulamaz, inancından vazgeçmez
Bu nedenle Deniz Göktaş hakkında yürütülen sürecin yalnızca hukuki değil, siyasi yönüyle de tartışılması kaçınılmazdır.


Bu tartışmalar sürerken gündem bir kez daha değişti. Bu kez gözler NATO Zirvesi'ne çevrildi.
Dünya liderlerinin katılımıyla gerçekleştirilecek zirve öncesinde Ankara'da güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı.
Ancak tüm önlemlere rağmen, Türkiye Komünist Partisi'nin çağrısıyla Ankara başta olmak üzere İstanbul, İzmir, Adana,Eskişehir ve Samsun'da NATO karşıtı gösteriler düzenlendi.
Ankara Kızılay'da yürüyüşe geçen TKP üyeleri ve destekçileri polis müdahalesiyle karşı karşıya kaldı.
Çok sayıda TKP üyesinin gözaltına alındığı, kafasından ve göğüs kafesinden ağır yaralananların, bir kişinin kalp krizi geçirdiği bildirildi.
Diğer şehirlerde de binlerce yurttaş, "NATO Defol, Bu Memleket Bizim" sloganlarıyla sokaklara çıktı.
Birçok farklı sol ve sosyalist
Partiler demokratik haklarını kullanıp NATO'yu protesto
Etmeye devam ederken
Polis tarafından
Gözaltılar da devam ediyor.

Bir komünist olarak, Türkiye Komünist Partisi'nin ve sosyalist yurtseverlerin NATO karşıtı gösterilere katılan yurtseverlerin demokratik protesto hakkını kullanmasını doğru buluyorum.

NATO, 1949 yılında Sovyetler Birliği'ne karşı kurulan askerî bir ittifaktı.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının üzerinden otuz beş yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen NATO yalnızca varlığını sürdürmekle kalmadı, aksine genişlemeye devam etti.
Kurulduğunda 12 üyeden oluşan ittifakın bugün 32 üyesi bulunuyor.
Bu durum, NATO'nun kuruluş amacının ötesine geçerek yeni jeopolitik hedefler doğrultusunda hareket ettiği yönündeki eleştirileri de güçlendiriyor.
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, askerî müdahaleler ve uluslararası gerilimler düşünüldüğünde, NATO'nun küresel barışa mı, yoksa çatışmaların derinleşmesine mi hizmet ettiği sorusu her geçen gün daha fazla soruluyor.


Benim kaygım tam da burada başlıyor.
Çünkü ülkemin gündemi; halkın geçim sıkıntısını, adalet arayışını, genç işşizlik oranının hızla artmasını, gençlerin gelecek umudunu ve emekçilerin yaşam mücadelesini konuşmak yerine bitmek bilmeyen siyasi krizlerle şekilleniyor.
Oysa bu ülkenin ihtiyacı olan insanca yaşam koşulları, adalet, özgürlük, eşitlik ve halkın çıkarlarını esas alan bir düzendir.
Emekten yana, barışı önceleyen ve kamucu bir anlayış, bugün her zamankinden daha büyük bir ihtiyaçtır.


Kaygılıyım...
Çünkü bu ülkeyi seviyorum.
Ve sevdiğim ülkenin korkularla değil umutla; baskıyla değil özgürlükle; ayrışarak değil dayanışmayla yönetilmesini istiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine ve
Mustafa Kemal'in
"Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesiyle kurduğu ülkenin
Savaş politikalarını değil barışı, gerilimi değil diplomasiyi ve halkın refahını önceleyen bir anlayışla varlığını sürdürmesini diliyorum.
Güçlü bir ülke:
Yurttaşlarının korkmadan düşünüp konuşabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği, özgürce yaşayabildiği ve geleceğe umutla bakabildiği bir ülkedir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.