Çünkü dışarıdaki karanlığın bir sınırı vardır; gece biter, güneş doğar.
Ama insanın içine çöken karanlığın ne takvimi vardır ne de saati.
O, sessizce gelir.
Kimse fark etmeden yerleşir. Önce sesini alır, sonra gülüşünü, en sonunda da umutlarını.
Bir gün aynaya bakarsınız.
Yüzünüz hâlâ oradadır.
Ama gözlerinizdeki bakışlar; çoktan anlamını yitirip gitmiştir.
Uzun zamandır böyle hissediyorum.
Bunun adı mutsuzluk mu, tükenmişlik mi, depresyon mu, bilmiyorum.
Belki de hepsinden biraz.
Bildiğim tek şey, sonu görünmeyen bir boşluğun içinde tutunmaya çalıştığım. Her gün biraz daha yorularak, biraz daha eksilerek...
Evet, profesyonel destek alıyorum.
Düzenli kullandığım ilaçlarım var.
Bunları söylemekten utanmıyorum.
Çünkü ruh da beden kadar hastalanabilir.
İlaçlar bazen acının sesini kısıyor, ama insanın içinde yıllarca biriken sessizliği tamamen susturamıyor.
Toplum ise acıya karşı tuhaf bir körlük geliştirmiş durumda.
Ağlarsanız "abartıyorsun" derler.
Susarsanız "iyileşti" sanırlar.
Gülümserseniz "demek ki hiçbir şeyin yokmuş" diye hüküm verirler.
Oysa bazı insanlar, en güzel gülümsemelerinin ardında en ağır savaşlarını verir.
Kimse görmez.
Kimse bilmez.
Çünkü ruhun kanayan yerinden kan akmaz.
İnsan ölmek istemez,
Ama yaşamak da yeterince ağırdır.
Sadece, artık bu kadar yorulmak istemez.
Bir sabah uyandığında içinde biraz olsun hafiflik hissetmek ister.
Göğsüne çöken görünmez ağırlığın kalkmasını, zihnindeki uğultunun susmasını, yeniden bir şeye inanabilmeyi ister.
Belki mutluluğu değil...
Sadece huzuru.
Ve belki de en büyük cesaret, bütün bu karanlığa rağmen ertesi sabah yeniden gözlerini açabilmektir.
Hayat bize bazen çok acımasız davranır.
Bazılarımız çocukluğunu, bazılarımız sevdiklerini, bazılarımız ise kendini kaybeder.
Fakat en ağır kayıp, insanın kendi ruhuna yabancılaşmasıdır.
Yine de içimde küçücük bir umudu saklı tutuyorum.
Çünkü biliyorum...
Karanlık, insana sonsuzmuş gibi görünür.
Ama sonsuz olan karanlık değildir.
İnsanın yeniden ayağa kalkabilme gücüdür.
Belki bugün değil.
Belki yarın da değil.
Ama yakında..
İçimizde yıllardır sessizce ağlayan o çocuk, başını kaldırıp gökyüzüne yeniden bakacak.
Ve işte o gün anlayacağız ki, bizi ayakta tutan şey hiç düşmemek değilmiş.
Defalarca yıkıldıktan sonra bile, hayatın bizi tamamen susturmasına izin vermemekmiş.
Çünkü bazı insanlar alkışlarla değil,
görünmeyen yaralarıyla büyür.
Ve bazen en büyük kahramanlık, kimsenin bilmediği bir savaştan, sessizce sağ çıkabilmektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yıldız ZWEZDA
Karanlığın İçinde..
İnsan, en çok kendi içinde kaybolur.
Çünkü dışarıdaki karanlığın bir sınırı vardır; gece biter, güneş doğar.
Ama insanın içine çöken karanlığın ne takvimi vardır ne de saati.
O, sessizce gelir.
Kimse fark etmeden yerleşir. Önce sesini alır, sonra gülüşünü, en sonunda da umutlarını.
Bir gün aynaya bakarsınız.
Yüzünüz hâlâ oradadır.
Ama gözlerinizdeki bakışlar; çoktan anlamını yitirip gitmiştir.
Uzun zamandır böyle hissediyorum.
Bunun adı mutsuzluk mu, tükenmişlik mi, depresyon mu, bilmiyorum.
Belki de hepsinden biraz.
Bildiğim tek şey, sonu görünmeyen bir boşluğun içinde tutunmaya çalıştığım. Her gün biraz daha yorularak, biraz daha eksilerek...
Evet, profesyonel destek alıyorum.
Düzenli kullandığım ilaçlarım var.
Bunları söylemekten utanmıyorum.
Çünkü ruh da beden kadar hastalanabilir.
İlaçlar bazen acının sesini kısıyor, ama insanın içinde yıllarca biriken sessizliği tamamen susturamıyor.
Toplum ise acıya karşı tuhaf bir körlük geliştirmiş durumda.
Ağlarsanız "abartıyorsun" derler.
Susarsanız "iyileşti" sanırlar.
Gülümserseniz "demek ki hiçbir şeyin yokmuş" diye hüküm verirler.
Oysa bazı insanlar, en güzel gülümsemelerinin ardında en ağır savaşlarını verir.
Kimse görmez.
Kimse bilmez.
Çünkü ruhun kanayan yerinden kan akmaz.
İnsan ölmek istemez,
Ama yaşamak da yeterince ağırdır.
Sadece, artık bu kadar yorulmak istemez.
Bir sabah uyandığında içinde biraz olsun hafiflik hissetmek ister.
Göğsüne çöken görünmez ağırlığın kalkmasını, zihnindeki uğultunun susmasını, yeniden bir şeye inanabilmeyi ister.
Belki mutluluğu değil...
Sadece huzuru.
Ve belki de en büyük cesaret, bütün bu karanlığa rağmen ertesi sabah yeniden gözlerini açabilmektir.
Hayat bize bazen çok acımasız davranır.
Bazılarımız çocukluğunu, bazılarımız sevdiklerini, bazılarımız ise kendini kaybeder.
Fakat en ağır kayıp, insanın kendi ruhuna yabancılaşmasıdır.
Yine de içimde küçücük bir umudu saklı tutuyorum.
Çünkü biliyorum...
Karanlık, insana sonsuzmuş gibi görünür.
Ama sonsuz olan karanlık değildir.
İnsanın yeniden ayağa kalkabilme gücüdür.
Belki bugün değil.
Belki yarın da değil.
Ama yakında..
İçimizde yıllardır sessizce ağlayan o çocuk, başını kaldırıp gökyüzüne yeniden bakacak.
Ve işte o gün anlayacağız ki, bizi ayakta tutan şey hiç düşmemek değilmiş.
Defalarca yıkıldıktan sonra bile, hayatın bizi tamamen susturmasına izin vermemekmiş.
Çünkü bazı insanlar alkışlarla değil,
görünmeyen yaralarıyla büyür.
Ve bazen en büyük kahramanlık, kimsenin bilmediği bir savaştan, sessizce sağ çıkabilmektir.