Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

İyilikle Büyüdük, Kötülüğün İçine Düştük

Yazının Giriş Tarihi: 09.02.2026 19:57
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.02.2026 20:40

Hep iyilikten, iyi olmaktan bahsedilerek büyüdük biz.

“İyi ol ama hakkını da yedirme, iyi ol ama kendini de ezdirme” denirdi.

Biz iyi kaldık. Çünkü büyüdüğümüz yıllarda kötülük ayıptı; kötü olana herkes kötü der, ondan uzak durur, onun gibi olmamamız gerektiği öğütlenirdi.

Peki biz bu kadar iyiydik de,

bu kadar kötüyü kim doğurdu?

Bu kötülük nereden, nasıl türedi?

Aileler çocuklarını kendi kapasitelerince iyi yetiştirdiklerini sandılar.

Ama bir şeyi hesaba katmadılar:

Kapitalizm denen canavarın varlığını.

Zaman içinde ülke emperyalizme teslim oldukça kapitalizm de vahşileşti.

Bir zamanlar insanlar çalışıp para kazanarak ev, araba alabiliyor, arada bir tatile çıkabiliyorken; bugün hayal edilen “emeklilikte dinlenirim, torunlarımı severim” düşü tamamen tersine döndü.

Artık emekliler hayatta kalabilmek için çalışmak zorunda.

Evi olan şanslı.

Olmayanlar ise sokakta ya da ucuz otellerde, maaşlarının neredeyse tamamını barınmaya vererek yaşamaya çalışıyor.

Bazılarının kalacak odası bile yok.

Sefaletle, soğukla ve ölüm riskiyle baş başalar.

Bugün gençlerin büyük bir kısmında “okuyayım, insanlığa faydalı olayım” umudu kalmadı.

Çünkü Einstein kadar zeki olsan bile; çalışıp üretebileceğin bir alan, seni destekleyecek bir sistem yok.

Bir zamanlar ülkenin en iyi üniversiteleri sayılan kurumlar, bugün dünya sıralamalarında çok gerilerde.

Eğitimi ileri taşıyacak planlar, bilim üretecek akademisyenler gerekirken; üniversitelerin başına bilimle ilgisi olmayan insanlar getirildi.

Sonuç mu?

Ülkenin en önemli yapı taşları yerinden oynadı.

Gençler ne kadar büyük hayaller kurarsa kursun, vardıkları yer çoğu zaman aynı:

Üç harfli marketlerde kasiyerlik ya da biraz daha “şanslıysa” mağaza müdürlüğü.

Umut verilip gerçekleştirilmeyen her söz, umutsuzluğu büyütür.

Umutsuzluk büyüdükçe kötülük yayılır.

Yurt dışına gitmeyi planlayan ya da giden eğitimli insan sayısı hızla artarken, ülke göz göre göre karanlığa teslim ediliyor.

Bir yanda zenginlik ve para fazlalığından uyuşturucuya, sapkınlığa kadar her türlü pisliğin içinde kaybolanlar;

Diğer yanda sayısı 17 milyonu bulan emekliler…

Açlık sınırının 30 bin TL’yi, yoksulluk sınırının 90 bin TL’yi geçtiği bir ülkede; emekliye layık görülen maaş 20 bin TL.

Yani açıkça söylenen şu:

“İster yaşa, ister öl.”

Gülmeyen yüzler…

Hırsızlık, dolandırıcılık, tecavüz, sapkınlık…

Cezasız kalan kadın cinayetleri…

Son dönemde artan ve yine cezasız kalan akran zorbalığı, çocuğun çocuğu öldürmesi ya da sakat bırakacak kadar şiddet uygulaması…

Ortada yalnızca iki yok olmuş hayat yok.

Bir daha asla normal bir yaşamı olmayacak çocuklar,

Ve evlat acısıyla ömür boyu yaşayacak aileler var.

Toplumun bir daha kabul etmeyeceği bir hayatı sürdürecek fail çocukların aileleri de cabası.

Toplum her yerinden yara alırken, aklı başında tek bir insanın yüzünün gülebileceği bir gerekçe kalmadı.

Bir de çıkar ilişkileri var tabii…

Duygudan arındırılmış,

Kadının erkeğin parasını, erkeğin kadının bedenini kullandığı,

Sadakatin, sevginin, iyiliğin olmadığı yapay ilişkiler…

Aynı anda “elde dursun” diye başkalarıyla flört eden kadınlar ve erkekler…

Güvensiz, sevgisiz, çürümüş bir ahlakın üzerinde yaşanan hayatlar.

Ve tüm bu çirkinliğin üzerine, aklımızı ve vicdanımızı sarsan Epstein dosyaları…

Dünyaca ünlü insanların küçücük çocuklara yaptıklarıyla anıldığı bir karanlık.

Kötülüğün üstüne sürülmüş bir sos gibi.

Kapitalizmin vardığı son nokta bu.

Hâlâ bu sistemden medet umanları anlamıyorum.

İnsanlığa yakışır bir yaşamı savunan sosyalizm dururken…

Yoksulu yoksuldan, işçiyi işçiden, kadını kadından, genci gençten daha iyi kim anlayabilir?

Silkelenin artık.

Kendinize gelin.

Çocuklarımıza, torunlarımıza, hayvanlarımıza, toprağımıza, suyumuza, havamıza ve bu dünyaya borcumuz var.

İnsana insanca yaşam sunabilecek tek sistem sosyalizmdir.

Ve bunu bu ülkede gerçekleştirecek bir parti vardır:

Türkiye Komünist Partisi.

1 Şubat Pazar günü Ankara’da binlerce komünist yan yana, omuz omuza geldi.

O gün sadece bir araya gelmediler.

Yoksulların, emekçilerin, gençlerin, kadınların ve tüm emekçi halkın seçeneksiz olmadığını gösterdiler.

Ben orada umudu gördüm.

Sosyalizmin aydınlığını gördüm.

Biraz inceleyin.

Okuyun.

İzleyin.

Ve siz de görün.

Boyun eğmeyenleri görün.

Boyun eğmeyin.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.