Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Hikâyesi Olan Türküler-3

Yazının Giriş Tarihi: 24.02.2026 23:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.02.2026 23:03

Zahidem: Kırşehir’de bir köyde, Neşet Ertaş’ın eline bir kağıt parçası tutuşturulur. Bu kağıtta, öksüz bir çocuk tarafından yazılmış bir şiir vardır. Neşet Ertaş bu şiiri okur, hikayesini dinler ve o kadar etkilenir ki besteleyerek Zahidem türküsü haline getirir. Neşet Ertaş, “Benimki, boynumu bükük koyan eski bir aşk hikâyesidir. Çalgıcı dediler kız vermediler” demiş ve aslında herkesin bir Zahidesi olduğunu söylemiştir. 1901 yılında doğan Arap Mustafa, küçük yaşta kimsesiz kalmış ve akrabaları tarafından büyütülmüştür. Çocuk yaşta Hacı Bürozade Mehmet isimli bir ağanın yanında çalışmaya başlayan Arap Mustafa, ağanın kızına aşık olur. Elbette ağa kızını vermez. Arap Mustafa askere gittiği zaman duyar ki Zahide isimli bu kız evlendirilmiştir. O da alır eline kağıdı kalemi, acısını dizelere döker.

Sunam: Fahri Bey ile Suna Hanım arasında dillere destan bir aşk vardır. Bir gün kadınlar hamamında Suna Hanım’ın arkadaşı Neriman, onun sırtında ilginç beni görür ve nedense bunu da kocası Mustafa’ya anlatır. Bir zaman sonra Mustafa ile Fahri Bey arasında bir tartışma yaşanır ve Mustafa “Sen benimle kavga edeceğine, karına sahip çık. Ben senin karının sırtındaki beni bile bilirim” der. Fahri Bey’in başından aşağı kaynar sular dökülür, ihanete uğradığını düşünür. Suna Hanım’la konuşur, doğrusunu öğrenir ama içine bir kurt düşmüştür bir kere. Araları bozulur, sık sık kavga ederler. Bir gün Fahri Bey bir kavga sonrası evden çıkar gider. Döndüğünde Suna Hanım’ı intihar etmiş bulur. Suna Hanım intihar notunda “Kusura bakmayın Beyim. Şüphelerinizin nedenini uzun zamandır biliyordum. Adımı temize çıkarmanın başka bir yolunu bulamadım. Şunu unutma, ben seni asla aldatmadım.” yazmıştır. Fahri Bey acısını Sunam şiiriyle anlatır.

Merdo: Köyün birinde yaşayan kimsesiz ve fakir Merdo, çeşme başında bir kız görür ve birbirlerine aşık olurlar. Kızı, komşu köydeki yaşlı bir adama verdiklerinde Merdo perişan olur. Bir kez de olsa kızı görebilmek için sık sık komşu köye gider ama ne çare. Bir gün yolda karşılaştığı meczupa bu durumu anlatır. Meczup da bu durumu kızın kocasına anlatır. Kızın kocası “Sevdiğin olduğunu bilsem seninle evlenmezdin, görüşün ama kimse duymasın, ben ölünce evlenirsiniz.” der. Merdo ve genç kız yeniden buluşmaya, konuşmaya başlarlar. Ancak bu durum köylülerin kulağına gider ve kızın kocasını doldurmaya başlarlar. Adam, Merdo’yu öldürmeye karar verir. Meczup, tüm bunlardan haberdardır ancak Merdo’yu ikna edemez. Genç kız ile buluşmak için her zamanki gibi o köprüden geçen Merdo, kızın kocası ve adamları tarafından oracıkta öldürülür. Meczupun anlattığı bu hikaye dilden dile dolaşır.

Mamoş: Bir zamanlar Elazığ’da Bekir Hoca isimli orta yaşlı bir adam yaşarmış. Halk tarafından sevilen Bekir Hoca, bir gün kendinden epey genç bir kızla evlenmiş. Kızın gönlü pek yokmuş ama zaman içinde alışmış. Şehrin varlıklı ailelerinden birinin oğlu Mamoş olarak bilinen Mehmet, şehir dışında eğitim görmüş ve Elazığ’a geri dönmüştür. Mamoş ile Bekir Hoca’nın eşi pazarda karşılaştıktan sonra ilk görüşte birbirlerine aşık olurlar.İkili arasındaki masum sevgi giderek yasak aşka dönüşür. Bu durum Bekir Hoca’nın da kulağına gider. Bir gün Bekir Hoca’nın evden erken çıkmasını fırsat bilen eşi hemen Mamoş’u eve alır. Zaten bunu planlamış olan Bekir Hoca genç aşıkları basar. Mamoş’un kalbine, kızın da yüzüne bir kurşun sıkarak ikisini de oracıkta öldürür. Bu hikaye dilden dile anlatılarak türkü olur.

İki Keklik: Bir zamanlar Balıkesir’de Mehmet Şevki Bey isimli oldukça zengin bir bey yaşarmış. Bu beyin eşi Şöhret, oyalı yazmalar ve şık ayakkabılar giyermiş. Oğlu askerde olduğu için Şöhret Hanım tek başına zeytin toplamaya gider ve burada kekliklerle konuşarak vakit geçirirmiş. Yine böyle bir günde oğlunun şehit olduğu haberini duyan Şöhret Hanım oracıkta bir ağıt yakarak yürek acısını ölümsüzleştirir.

Kara Tren: Kara Tren bir kişinin değil, bir milletin türküsüdür. Birinci Dünya Savaşı sırasında dört bir yandaki cephelerde mücadele eden askerlerimiz, evlerine haber vermek için yazdıkları mektupları kara trenlere yükler ve öyle gönderirlerdi. Tren garlarında kocasının, çocuğunun, babasının haberini bekleyen insanları anlatan bu türkü acı haber alanların ve gidenlerden bir daha hiç haber alamayanların feryadıdır.

Bu hafta sizlere sevgili Şair , Besteci,yorumcu Sanatçı dostum Aydın Öztürk' un Berfin yayınlarından 2023 Yılında çıkan '' Henüz günesin altındayken '' Adlı kitabını öneriyorum. Saygımla.

''Zamanı bir saniye.Geriye almak yok,Akıp geldiğimiz günleri,Yeniden başlatmak imkansız,Kırdığın gönülleri bitiştirmek,Dağlayan acıları söndürmek yok,Aklını ayakta tutacak olan,Hayatı doğru yürümek.'' kitaptan alıntı.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.