Hayat oldukça basit aslında ve bu hayatı karmaşık hale getiren ne yazık ki yine insanın kendisi. Anlamayı yeterince öğrenemeyince bu karmaşık durum daha da artıyor. Tüm kavramlar birbirine giriveriyor. Varoluşun kendiliğini solipsist tekbenciliğe kadar sürükleyebiliyor insan.
Oysa Kirkegaard'dan Sartre' ye, Heidegger'e, Jaspers'e ve Husserl'e kadar neredeyse tüm varoluşçular insanın bu yalnızlıklı kendiliğini dünyaya fırlatılmışlık olarak betimlerken bunu tüm var olanlar adına söyler. Burada kendilik iradedir aslında ama varılan sonuç insanı kendi bireysel bencilliğine hapsetmekten öteye gidememiştir. Hegel'den beri süregelen pozitivist rasyonel akımın bunda katkısı çoktur bence.
İnsanı sadece aklın ve aklın kurabileceği mantıkların içerisine sıkıştırmak insanı yine ve sadece bir kalıp içerisine sokmaktan ötesi değildir ve bu durum içerisinde varlıktan ve var olanın öznel kendiliğinden bahsetmek ne kadar mümkün olabilir ki?!!!
Seçim yapabilme yolu açık gibi görünse bile bunu sadece akılcı kriterlerle makbul ve makul karşılamak kısıtlar insanı ve yine kendisine dair bir tasarruf geliştiremez. Fanatizme varacak derecede uçlarda olan her form gibi zarar verir ve sadece kendi koşullarını meşrulaştırabilmek adına çıkmaz yollar üretir. Adaletse bu yollarda kaybolup gider.
Bir yandan yeni tür fikirler üretmek adına süregelen feodal yapıları eleştiren bir zümre durumu değiştirmek isterken sorumluluk gerektiren alanlarda yine eski alışkanlıklara sığınmaya devam eder. Kastettiğimin ne olduğunun anlaşıldığını düşündüğümden taraf ismi zikretmeyeceğim. Ama konu biraz müşterek hayat ve bu hayat adına biçilen rollerle ilgili. Bu ikircikli durumları görünce insan yine bir rol etiketi duvarına çarparak samimiyetin olmayışıyla yüzleşiyor. Öteki olmaktan rahatsız olanın ayrıca bir öteki yaratması gibi!!!
Yukarıda adını zikrettiğim düşünürlerin anlatmak istediği şeyin "entellektüel" kesimlerce pek anlaşılabildiğini düşünmüyorum. Anlaşılmış olsaydı reaksiyon rövanşizmden ziyade hümanizm temelli olurdu ve zaten olmalıydı. Kastedilen yalnızlık dayanışmadan yoksunluk olmamalıydı sadece karar alanında olmalıydı.
Şu bir gerçek ki insan varoluşunu ancak anlamlı ilişkilerle geliştirebilir ve bu anlamlı ilişkilerde anlamak, duymak ve görmek temelinde gerçekleşebiliyor. Yani sen olgusunu idrak edebilerek. Ben varım ve seni de varlık olarak duyabiliyor görebiliyor ve dahası hissedebiliyorum şeklinde. İnsanı nesne gibi görüp kendi arzularınıza göre kullanmaya başladığınızda varlık alanından çıkıp hastalıklı ve eksik bir alana kaydırmış oluyorsunuz. O saatten sonra özrün pek de bir anlamı yok hele yıllar sonra gelen özrün hiçbir anlamı yok. Sözcükleri asla küçümsememek gerekir ve ağızdan çıkanları da. Sizin için hiçbir anlamı olmayan şey başkası için yaşam demektir. İnsanların, insanları boş vaatlerle kandırıp ve akabinde yaşamlarını kirletip çalmadığı bir dünya dilek ve umuduyla... Hoşça kalın....
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gürkan VEZİROĞLU
Varoluş ve Anlam
Hayat oldukça basit aslında ve bu hayatı karmaşık hale getiren ne yazık ki yine insanın kendisi. Anlamayı yeterince öğrenemeyince bu karmaşık durum daha da artıyor. Tüm kavramlar birbirine giriveriyor. Varoluşun kendiliğini solipsist tekbenciliğe kadar sürükleyebiliyor insan.
Oysa Kirkegaard'dan Sartre' ye, Heidegger'e, Jaspers'e ve Husserl'e kadar neredeyse tüm varoluşçular insanın bu yalnızlıklı kendiliğini dünyaya fırlatılmışlık olarak betimlerken bunu tüm var olanlar adına söyler. Burada kendilik iradedir aslında ama varılan sonuç insanı kendi bireysel bencilliğine hapsetmekten öteye gidememiştir. Hegel'den beri süregelen pozitivist rasyonel akımın bunda katkısı çoktur bence.
İnsanı sadece aklın ve aklın kurabileceği mantıkların içerisine sıkıştırmak insanı yine ve sadece bir kalıp içerisine sokmaktan ötesi değildir ve bu durum içerisinde varlıktan ve var olanın öznel kendiliğinden bahsetmek ne kadar mümkün olabilir ki?!!!
Seçim yapabilme yolu açık gibi görünse bile bunu sadece akılcı kriterlerle makbul ve makul karşılamak kısıtlar insanı ve yine kendisine dair bir tasarruf geliştiremez. Fanatizme varacak derecede uçlarda olan her form gibi zarar verir ve sadece kendi koşullarını meşrulaştırabilmek adına çıkmaz yollar üretir. Adaletse bu yollarda kaybolup gider.
Bir yandan yeni tür fikirler üretmek adına süregelen feodal yapıları eleştiren bir zümre durumu değiştirmek isterken sorumluluk gerektiren alanlarda yine eski alışkanlıklara sığınmaya devam eder. Kastettiğimin ne olduğunun anlaşıldığını düşündüğümden taraf ismi zikretmeyeceğim. Ama konu biraz müşterek hayat ve bu hayat adına biçilen rollerle ilgili. Bu ikircikli durumları görünce insan yine bir rol etiketi duvarına çarparak samimiyetin olmayışıyla yüzleşiyor. Öteki olmaktan rahatsız olanın ayrıca bir öteki yaratması gibi!!!
Yukarıda adını zikrettiğim düşünürlerin anlatmak istediği şeyin "entellektüel" kesimlerce pek anlaşılabildiğini düşünmüyorum. Anlaşılmış olsaydı reaksiyon rövanşizmden ziyade hümanizm temelli olurdu ve zaten olmalıydı. Kastedilen yalnızlık dayanışmadan yoksunluk olmamalıydı sadece karar alanında olmalıydı.
Şu bir gerçek ki insan varoluşunu ancak anlamlı ilişkilerle geliştirebilir ve bu anlamlı ilişkilerde anlamak, duymak ve görmek temelinde gerçekleşebiliyor. Yani sen olgusunu idrak edebilerek. Ben varım ve seni de varlık olarak duyabiliyor görebiliyor ve dahası hissedebiliyorum şeklinde. İnsanı nesne gibi görüp kendi arzularınıza göre kullanmaya başladığınızda varlık alanından çıkıp hastalıklı ve eksik bir alana kaydırmış oluyorsunuz. O saatten sonra özrün pek de bir anlamı yok hele yıllar sonra gelen özrün hiçbir anlamı yok. Sözcükleri asla küçümsememek gerekir ve ağızdan çıkanları da. Sizin için hiçbir anlamı olmayan şey başkası için yaşam demektir. İnsanların, insanları boş vaatlerle kandırıp ve akabinde yaşamlarını kirletip çalmadığı bir dünya dilek ve umuduyla... Hoşça kalın....