Hayatın yönü üstlenmeyi istediklerinle şekillenir ve belirlenir biraz da. Buna rağmen seçimlerimiz sandıklarımız çoğu zaman bize ait değildir aslında. Ölçüp biçip, düşünüp kendimize ait kararlarmış gibi benimseriz birçok şeyi. Bunun da adına akıllı veya daha genişletilmiş ifadeyle mantıklı olmak deriz. Öyle midir peki gerçekten?!!! Hiçbir mecburiyet hissine kapılmadan ve olabilecek hiçbir şeyden korkmadan kaç tane tercihin altında imzamız vardır. Ya da hayatımızda kaç kez gerçekten olmak istediğim yerdeyim diyebilmişizdir....
Bunu anlayabilmenin bir yolu da hayatımızın " keşkelerine " bakmaktır. O an fark edemeyiz belki ama bu keşke anları aslında dönüm noktalarımızdır ve ne yazık ki o dönüşü yapamadığımız için keşke halini alır. Her keşke de ayrı ayrı canımızı daha da yakar.. Çünkü her bir dönüş ayrı ayrı bizi yaşadığımız o girdaptan kendi elimiz ve tercihimizle çekip çıkartabilecek bir fırsattır. Ama ne yazık ki içimizde yankılanan o başkalarının sesleri korku olup cesaretimizin üzerine çöker. Öyle bir çöker ki bizi gerçekten sevebilecek, bizi kaybetmekten korkup bize biz olduğumuz için gelen kişileri bile bize zayıf gösterip bizden uzağa iter. Hapishanenin gardiyanı buna da müsaade etmez ve o fırsat korkuyla yankılanan sesler arasında boğulup gider. Görünüşte tercih eden bizizdir fakat akıl da ses de aslında bir başkasına aittir.
Hal böyleyken ortaya ne çıkar peki?!!! Başkalarının istek ve beklentilerine göre şekillenmiş bir hayatı bir sürü maske ile yaşamaya çalışan, ruhunu mezara gömmüş bedenler. Kendi iradesinin, gücünün ve popüler ifadeyle potansiyelinin farkında olmaktan mahrum edilmiş ve buna gerek psikolojik şiddet gerekse ajitasyon ile bilinç ötesine kadar inandırılıp ikna edilmiş aslında istese dünyayı yerinden oynatabilecekken içine çekilmek zorunda kalıp kabullenmiş insanlar.
Manipülasyonun gücünü hafife alıp sakın kimse bu durumları kolaycılık gibi algılamasın. Keza bir de bunlara bazı toplumsal yargılarda eklendiğinde felaket düzeyinde etki ve sonuçlar yaşanıyor. İnsan, olduğuna inandığı şeye dönüşüyor ve bazı inançlar insanın kendi öz varlığını dahi sindirebilecek güç ve sinsilikte olabiliyor.
Bazı insanlar korkutucu düzeyde kötü olabiliyor. Üzerine giydiği kimlik etiketi her ne kadar bunu maskelese bile o kötülüğü engelleyemiyor. Ve aslında asıl zayıf olan bunlarken, sadece diğerinin üzerinde kurduğu tahakküm onu kendine karşı güçlü ve ne yazık ki çevreye karşı da fedakar veya saygın gösteriyor. Çünkü bu tür habis insanlar her etiketi, her normu ve her duyguyu, hiçbirini gerçekten yaşamadıkları ve olmadıkları halde, bencilce çıkarları için ve sonucunda diğerlerine ne olacağını hiç umursamadan kullanırlar. Herkes onları iyi bir ebeveyn, iyi bir eş, iyi bir evlat, iyi bir bilmem ne gibi görür ama orada sadece kendi istekleri, kendi menfaatleri için bu oyunu çok da iyi oynayabilen bir zavallı vardır. İşte o keşke anlarını düşünürse insan gerçekten görmeyi isteyerek bakarsa aslında bütün kararların o hastalıklı zihnin ürünü olduğunu ve dahası aklında dolanan neredeyse bütün yargıların yine bu zihnin çarpıtmalarından doğduğunu görür.
Bunun farkındalığına varabilen insan artık gerçekle tanışmaya başlar. Düşündüğü, hissettiği hiçbir şeyin neredeyse kafasında dolandığı gibi olmadığını anlamaya başlar. Kolay değildir yıllar içinde oluşmuş manipülatif yargıları değiştirip yıkabilmek. Sabır ister, emek ister, dirayet ister ve belki de en önemlisi gerçekten samimiyet ve sevgiyle uzatılmış bir elin desteğini ister. Zaten burası da sanılan değil gerçek olan sevginin, özgür seçimle yapılabilmiş gerçek bir tercihe ait sevginin yeşerdiği yerdir. Burada ki en önemli şey ise yine eski seslere kapılıp uzaklaşmadan oraya tutunup bütün keşkeleri yıkarak ilk gerçek iyiki ile tanışabilmek ve artık gerçekten kendin olarak, olmak istediğin yerde olup kalmaktır....
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gürkan VEZİROĞLU
Keşke'den İyiki'ye
Hayatın yönü üstlenmeyi istediklerinle şekillenir ve belirlenir biraz da. Buna rağmen seçimlerimiz sandıklarımız çoğu zaman bize ait değildir aslında. Ölçüp biçip, düşünüp kendimize ait kararlarmış gibi benimseriz birçok şeyi. Bunun da adına akıllı veya daha genişletilmiş ifadeyle mantıklı olmak deriz. Öyle midir peki gerçekten?!!! Hiçbir mecburiyet hissine kapılmadan ve olabilecek hiçbir şeyden korkmadan kaç tane tercihin altında imzamız vardır. Ya da hayatımızda kaç kez gerçekten olmak istediğim yerdeyim diyebilmişizdir....
Bunu anlayabilmenin bir yolu da hayatımızın " keşkelerine " bakmaktır. O an fark edemeyiz belki ama bu keşke anları aslında dönüm noktalarımızdır ve ne yazık ki o dönüşü yapamadığımız için keşke halini alır. Her keşke de ayrı ayrı canımızı daha da yakar.. Çünkü her bir dönüş ayrı ayrı bizi yaşadığımız o girdaptan kendi elimiz ve tercihimizle çekip çıkartabilecek bir fırsattır. Ama ne yazık ki içimizde yankılanan o başkalarının sesleri korku olup cesaretimizin üzerine çöker. Öyle bir çöker ki bizi gerçekten sevebilecek, bizi kaybetmekten korkup bize biz olduğumuz için gelen kişileri bile bize zayıf gösterip bizden uzağa iter. Hapishanenin gardiyanı buna da müsaade etmez ve o fırsat korkuyla yankılanan sesler arasında boğulup gider. Görünüşte tercih eden bizizdir fakat akıl da ses de aslında bir başkasına aittir.
Hal böyleyken ortaya ne çıkar peki?!!! Başkalarının istek ve beklentilerine göre şekillenmiş bir hayatı bir sürü maske ile yaşamaya çalışan, ruhunu mezara gömmüş bedenler. Kendi iradesinin, gücünün ve popüler ifadeyle potansiyelinin farkında olmaktan mahrum edilmiş ve buna gerek psikolojik şiddet gerekse ajitasyon ile bilinç ötesine kadar inandırılıp ikna edilmiş aslında istese dünyayı yerinden oynatabilecekken içine çekilmek zorunda kalıp kabullenmiş insanlar.
Manipülasyonun gücünü hafife alıp sakın kimse bu durumları kolaycılık gibi algılamasın. Keza bir de bunlara bazı toplumsal yargılarda eklendiğinde felaket düzeyinde etki ve sonuçlar yaşanıyor. İnsan, olduğuna inandığı şeye dönüşüyor ve bazı inançlar insanın kendi öz varlığını dahi sindirebilecek güç ve sinsilikte olabiliyor.
Bazı insanlar korkutucu düzeyde kötü olabiliyor. Üzerine giydiği kimlik etiketi her ne kadar bunu maskelese bile o kötülüğü engelleyemiyor. Ve aslında asıl zayıf olan bunlarken, sadece diğerinin üzerinde kurduğu tahakküm onu kendine karşı güçlü ve ne yazık ki çevreye karşı da fedakar veya saygın gösteriyor. Çünkü bu tür habis insanlar her etiketi, her normu ve her duyguyu, hiçbirini gerçekten yaşamadıkları ve olmadıkları halde, bencilce çıkarları için ve sonucunda diğerlerine ne olacağını hiç umursamadan kullanırlar. Herkes onları iyi bir ebeveyn, iyi bir eş, iyi bir evlat, iyi bir bilmem ne gibi görür ama orada sadece kendi istekleri, kendi menfaatleri için bu oyunu çok da iyi oynayabilen bir zavallı vardır. İşte o keşke anlarını düşünürse insan gerçekten görmeyi isteyerek bakarsa aslında bütün kararların o hastalıklı zihnin ürünü olduğunu ve dahası aklında dolanan neredeyse bütün yargıların yine bu zihnin çarpıtmalarından doğduğunu görür.
Bunun farkındalığına varabilen insan artık gerçekle tanışmaya başlar. Düşündüğü, hissettiği hiçbir şeyin neredeyse kafasında dolandığı gibi olmadığını anlamaya başlar. Kolay değildir yıllar içinde oluşmuş manipülatif yargıları değiştirip yıkabilmek. Sabır ister, emek ister, dirayet ister ve belki de en önemlisi gerçekten samimiyet ve sevgiyle uzatılmış bir elin desteğini ister. Zaten burası da sanılan değil gerçek olan sevginin, özgür seçimle yapılabilmiş gerçek bir tercihe ait sevginin yeşerdiği yerdir. Burada ki en önemli şey ise yine eski seslere kapılıp uzaklaşmadan oraya tutunup bütün keşkeleri yıkarak ilk gerçek iyiki ile tanışabilmek ve artık gerçekten kendin olarak, olmak istediğin yerde olup kalmaktır....