Kavramları yerinde kullanamamak veya bağlamından kopuk şekilde kullanmak toplum tarafından birazda dayatılarak öğretilmişlerle ilgilidir. Örneğin güçlü olmak eylemi bence en çok çarpıtılanlardan bu konuda. Çoğunlukla argümanlar yanlız kalabilmenin güçlü olabilmekle eşdeğer olduğu biçiminde türetilir. Altı dordurulmadan verilen bilgiyse bağlamından koparak yanlış inanç tutum ve davranışlara sebebiyet verir.
Oysa ilişki içerisinde sürdürebilir düzeyi yakalayabilmek ve hatta yardım isteyebilmek irade bakımından daha güçlü olabilmeyi gerektirir. Aslında bu birazda kibre yönelik egoyu bastırabilip sıradanlaşabilmek ve güvenebilme cesaretini gösterebilmekle ilintilidir. Bir insanın zayıflığını kabullenip yardım isteyebilir olması narsisistik yönünü kontrol edebiliyor olmasıdır.
Haklı olma kaygısı yaşamadan ve minnet duygusunu örselemeden kendisine yapılan iyiliği kabul edebiliyor olmak ruhsal dengenin sac ayaklarından birisidir. Bu dengeyi kurabilen insan her durumda aynı duruş ve kişiliği rahatça sergileyebilir, değişken değildir. Görünmek zorunda hissettiği bir rol yoktur ve kendisi olarak, olduğu gerçek haliyle orada olur. İnsanlara üstünlük kurmaya çalışmaz daha çok anlamaya odaklıdır. Kendi sınırlarını da korumak kaidesiyle eşit mesafede kalır. Gerçek anlamda duyar ve görür. En önemlisi de gerçek duygulara sahiptir. Koşullara ve menfaatine göre duygusu da kendisi de şekil almaz. Oldukça nettir ve yapıcıdır. İnsana dair bütün duyguları kontrol edebilerek gerektiği şekilde yaşar. Başkasının bunları yönlendirip yönetmesine izin vermeden kendi kararıyla bunu yapar.
Sonuç olarak kavramları gerçekte olması gerektiği gibi kullanabilmek için psikolojik olgunluk şarttır bir anlamda. Bu olgunluğa ulaşmış insan çevrenin baskısına kapılmadan kendi iradesiyle gerektiği zaman güçlü durur gerektiği zaman yardım ister gerektiği zaman öfke duyar ve gerektiği zaman da minnet duyar. Çünkü rövanşist duyguları yoktur birşeyi kendi zihninde olduğu gibi kabullenir.
Sevgi biraz daha spesifik bir duygudur. Bunların dışındadır ama sevgi farklı olarak talepkar bir duygudur aynı zamanda. Verdiği kadar almak da ister. O yüzden yapılandırması zor bir duygudur ve iki kişinin arasındaki bağ ile oluşup gelişir. Yani ötekine ihtiyacı vardır. Bu da aslında insanın en temel ihtiyacıdır. Sevgi yani öteki. Tek taraflı olan şey için sevgi demek pek de mümkün değildir. İlgi belki olabilir ama sevgi için diğeri ve diğerinin verebilecekleri gereklidir. Benini yıkamayan sende varolamaz. Sende varolamayan da sevgiye ulaşamaz. Ne zaman nesnellikten çıkıp öznelliğe geçebilrsek ve herkesin birbirinden ayrı olduğunu idrak edebilirsek o zaman gerçekten sevmeye başlayabiliriz...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gürkan VEZİROĞLU
Gerçek Duygularla Tanışabilmek
Kavramları yerinde kullanamamak veya bağlamından kopuk şekilde kullanmak toplum tarafından birazda dayatılarak öğretilmişlerle ilgilidir. Örneğin güçlü olmak eylemi bence en çok çarpıtılanlardan bu konuda. Çoğunlukla argümanlar yanlız kalabilmenin güçlü olabilmekle eşdeğer olduğu biçiminde türetilir. Altı dordurulmadan verilen bilgiyse bağlamından koparak yanlış inanç tutum ve davranışlara sebebiyet verir.
Oysa ilişki içerisinde sürdürebilir düzeyi yakalayabilmek ve hatta yardım isteyebilmek irade bakımından daha güçlü olabilmeyi gerektirir. Aslında bu birazda kibre yönelik egoyu bastırabilip sıradanlaşabilmek ve güvenebilme cesaretini gösterebilmekle ilintilidir. Bir insanın zayıflığını kabullenip yardım isteyebilir olması narsisistik yönünü kontrol edebiliyor olmasıdır.
Haklı olma kaygısı yaşamadan ve minnet duygusunu örselemeden kendisine yapılan iyiliği kabul edebiliyor olmak ruhsal dengenin sac ayaklarından birisidir. Bu dengeyi kurabilen insan her durumda aynı duruş ve kişiliği rahatça sergileyebilir, değişken değildir. Görünmek zorunda hissettiği bir rol yoktur ve kendisi olarak, olduğu gerçek haliyle orada olur. İnsanlara üstünlük kurmaya çalışmaz daha çok anlamaya odaklıdır. Kendi sınırlarını da korumak kaidesiyle eşit mesafede kalır. Gerçek anlamda duyar ve görür. En önemlisi de gerçek duygulara sahiptir. Koşullara ve menfaatine göre duygusu da kendisi de şekil almaz. Oldukça nettir ve yapıcıdır. İnsana dair bütün duyguları kontrol edebilerek gerektiği şekilde yaşar. Başkasının bunları yönlendirip yönetmesine izin vermeden kendi kararıyla bunu yapar.
Sonuç olarak kavramları gerçekte olması gerektiği gibi kullanabilmek için psikolojik olgunluk şarttır bir anlamda. Bu olgunluğa ulaşmış insan çevrenin baskısına kapılmadan kendi iradesiyle gerektiği zaman güçlü durur gerektiği zaman yardım ister gerektiği zaman öfke duyar ve gerektiği zaman da minnet duyar. Çünkü rövanşist duyguları yoktur birşeyi kendi zihninde olduğu gibi kabullenir.
Sevgi biraz daha spesifik bir duygudur. Bunların dışındadır ama sevgi farklı olarak talepkar bir duygudur aynı zamanda. Verdiği kadar almak da ister. O yüzden yapılandırması zor bir duygudur ve iki kişinin arasındaki bağ ile oluşup gelişir. Yani ötekine ihtiyacı vardır. Bu da aslında insanın en temel ihtiyacıdır. Sevgi yani öteki. Tek taraflı olan şey için sevgi demek pek de mümkün değildir. İlgi belki olabilir ama sevgi için diğeri ve diğerinin verebilecekleri gereklidir. Benini yıkamayan sende varolamaz. Sende varolamayan da sevgiye ulaşamaz. Ne zaman nesnellikten çıkıp öznelliğe geçebilrsek ve herkesin birbirinden ayrı olduğunu idrak edebilirsek o zaman gerçekten sevmeye başlayabiliriz...