Ait olamamak, ait hissedememek, belki de en ağır ve en yıkıcı duygudur insan için. Unutulmuş ve boşlukta asılı kalmış gibi. Sanki kapkaranlık bir çukurun içinde ağır ağır boğuluyormuş gibi. Bir el uzanıp da seni çıkarsın istersin ama o el saatlerce gelmez. O karanlık seni daha da yutar. Bazı zamanlar ve yerler olur ki insan birbaşına çıkamaz. Hele bir de ölüm yüzünü hafif hafif göstermeye başlamışsa korku başka bir hal alır.
Bir an gelir bir el uzanır gibi olur. Sımsıkı tutarsın o eli. Bir cesaret gelir sana. Yeniden nefes alabilecek olmanın umudu karanlığı ve kilitli kalmış bütün kapıları yırtıp, kırıp açacak gibi gelir sana. Dedim ya bazı kapılar vardır, ne kadar güçlü olursan yanlız başına açamazsın. Mesele ait olmaktır ve sadece umursanarak hatırlanmaktır. Dibine çöktüğün bir sürü bataktan kendi iradenle çıkabilmişsindir zaten ama kapıyı ancak o el senin ellerinle birleşmişse açabilirsin. Ve o el seni birden ittiğinde o kadar sert düşersin kiruhun paramparça olur. Her parçan ayrı bir çukura gömülür çünkü ruhunu birarada tutan güven uçup gitmiştir yıllar sonra güç bela gelebildikten sonra.
Kendince bahaneleri umuda çevirmeye çalışırsın. İnsan böyle durumlarda kullandığı metaforların nedenini daha iyi anlıyor. " Saklandığı karanlık çukurdan çıkma isteyen küçük çocuk " gibi mesela. Zalim olduğuna inandırıldığı kişiden kurbanı kurtarmaya çalışan o, kendini dahi kurtarmaktan acizken kurtarıcı rolüne bürünmüş o küçük zavallı çocuk. Her kurban bildiğinin tekrar tekrar aynı karanlığa dönüştüğü o aptal çocuk. Rolüne o kadar sadıktır ki bu çocuk yıllarca ve defalarca aynı senaryoyu oynayıp durur. İsimler farlı ama kişiler aynı aslında. Birkez sesi duyulacak gibi olur ama en sert düşüş de bu sessizlikte olur. Gördüğü şeyle olanın farkını bilebildiği halde, parçalanmışlığın içinde bambaşka ve yepyeni bir karanlığa gömülür binlerce parçaya bölünerek.
Kimi buna ajitasyon der kimiyse psikolojik şiddet. Herkes birşey der ama kimse konunun asıl sahibine fikrini sormaz. Çünkü gerçektir bu hem de dibine kadar gerçek. Ve bu gerçek, insanı en sonunda yanlızlığa iter. Bütün zırhlarını kuşanarak ve en yüksek duvarları inşa ederek kendini izole ettiğin yapayanlız dünyanın içine dalarsın. Ne karanlık umurundadır ne çukur ne de başka birşey. O küçük çocuğu dahi o duvarların ardında bırakırsın. Ne dünün anlamı kalmıştır ne de yarının önemi. Zamanın tükeneceği yere dek sadece yaşamaya başlarsın.
Ama kalp ya bu işte birtek onu susturamazsın ve birgün o duvarlardan biri çatlar ve ışık içeri sızar. Öyle hızlı sızar ve öyle çabuk kaplar ki bütün benliğini. Dağılmış ruhunun bütün parçalarını tek tek sana doğru çekmeye başlar. Bütün duvarların teker teker yıkılır ve bütün zırhların kaybolup gider. Tamamen savunmasızca yeniden orada o elin sana uzandığı yerde. Belki zayıflıktır bunun adı belki de acizlikama umurunda değildir. Senaryo belki aynı ama artık sen farklısındır. Her yanın yine yara bere içinde ama onlarla beraber kalbin daha da güçlüdür. Bu sefer sadece tutan değil tutulan el de oluyorsundur. Görüldüğün kadar görüyor, duyulduğun kadar duyuyor ve sevdiğin kadar seviliyorsundur da. Sana hala imkansız gibi gelse de bu böyledir ve inanıyorsundur ki sonsuza dek böyle kalacaktır. Çünkü uçup giden en son parça yani güven kalbine O, o küçük çocuk ve aşkla beraber gitmemek üzere yerleşmiştir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gürkan VEZİROĞLU
Farkındalık Yolu
Ait olamamak, ait hissedememek, belki de en ağır ve en yıkıcı duygudur insan için. Unutulmuş ve boşlukta asılı kalmış gibi. Sanki kapkaranlık bir çukurun içinde ağır ağır boğuluyormuş gibi. Bir el uzanıp da seni çıkarsın istersin ama o el saatlerce gelmez. O karanlık seni daha da yutar. Bazı zamanlar ve yerler olur ki insan birbaşına çıkamaz. Hele bir de ölüm yüzünü hafif hafif göstermeye başlamışsa korku başka bir hal alır.
Bir an gelir bir el uzanır gibi olur. Sımsıkı tutarsın o eli. Bir cesaret gelir sana. Yeniden nefes alabilecek olmanın umudu karanlığı ve kilitli kalmış bütün kapıları yırtıp, kırıp açacak gibi gelir sana. Dedim ya bazı kapılar vardır, ne kadar güçlü olursan yanlız başına açamazsın. Mesele ait olmaktır ve sadece umursanarak hatırlanmaktır. Dibine çöktüğün bir sürü bataktan kendi iradenle çıkabilmişsindir zaten ama kapıyı ancak o el senin ellerinle birleşmişse açabilirsin. Ve o el seni birden ittiğinde o kadar sert düşersin kiruhun paramparça olur. Her parçan ayrı bir çukura gömülür çünkü ruhunu birarada tutan güven uçup gitmiştir yıllar sonra güç bela gelebildikten sonra.
Kendince bahaneleri umuda çevirmeye çalışırsın. İnsan böyle durumlarda kullandığı metaforların nedenini daha iyi anlıyor. " Saklandığı karanlık çukurdan çıkma isteyen küçük çocuk " gibi mesela. Zalim olduğuna inandırıldığı kişiden kurbanı kurtarmaya çalışan o, kendini dahi kurtarmaktan acizken kurtarıcı rolüne bürünmüş o küçük zavallı çocuk. Her kurban bildiğinin tekrar tekrar aynı karanlığa dönüştüğü o aptal çocuk. Rolüne o kadar sadıktır ki bu çocuk yıllarca ve defalarca aynı senaryoyu oynayıp durur. İsimler farlı ama kişiler aynı aslında. Birkez sesi duyulacak gibi olur ama en sert düşüş de bu sessizlikte olur. Gördüğü şeyle olanın farkını bilebildiği halde, parçalanmışlığın içinde bambaşka ve yepyeni bir karanlığa gömülür binlerce parçaya bölünerek.
Kimi buna ajitasyon der kimiyse psikolojik şiddet. Herkes birşey der ama kimse konunun asıl sahibine fikrini sormaz. Çünkü gerçektir bu hem de dibine kadar gerçek. Ve bu gerçek, insanı en sonunda yanlızlığa iter. Bütün zırhlarını kuşanarak ve en yüksek duvarları inşa ederek kendini izole ettiğin yapayanlız dünyanın içine dalarsın. Ne karanlık umurundadır ne çukur ne de başka birşey. O küçük çocuğu dahi o duvarların ardında bırakırsın. Ne dünün anlamı kalmıştır ne de yarının önemi. Zamanın tükeneceği yere dek sadece yaşamaya başlarsın.
Ama kalp ya bu işte birtek onu susturamazsın ve birgün o duvarlardan biri çatlar ve ışık içeri sızar. Öyle hızlı sızar ve öyle çabuk kaplar ki bütün benliğini. Dağılmış ruhunun bütün parçalarını tek tek sana doğru çekmeye başlar. Bütün duvarların teker teker yıkılır ve bütün zırhların kaybolup gider. Tamamen savunmasızca yeniden orada o elin sana uzandığı yerde. Belki zayıflıktır bunun adı belki de acizlikama umurunda değildir. Senaryo belki aynı ama artık sen farklısındır. Her yanın yine yara bere içinde ama onlarla beraber kalbin daha da güçlüdür. Bu sefer sadece tutan değil tutulan el de oluyorsundur. Görüldüğün kadar görüyor, duyulduğun kadar duyuyor ve sevdiğin kadar seviliyorsundur da. Sana hala imkansız gibi gelse de bu böyledir ve inanıyorsundur ki sonsuza dek böyle kalacaktır. Çünkü uçup giden en son parça yani güven kalbine O, o küçük çocuk ve aşkla beraber gitmemek üzere yerleşmiştir.