Son dönemde popüler olan "Nihilist Penguen'e" dair izlediğim farklı bir bakış açısı ve bu bakış açışı bana da diğerlerine nazaran daha makul geldi. Yorumcu, penguenin aslında kaybettiği bağın yası maksadıyla farklı bir yöne yöneldiği fakat iyilik amacıyla onu sürüye tekrar dahil etmenin çelişkisi ve buna oluşan tepkisi başlığıyla bir tez geliştiriyor. İnsan kadar yoğun mudur bu duyguları bilemem fakat bağ yas ve yalnızlık üçgeninde bana doğru gelmeyen kısımlardan bahsetmek istiyorum biraz. Ayrıca insan tarafında da konu bence de bu şekilde işliyor. İnsanın en derin ihtiyaçlarından birisidir bağ kurmak ve aidiyet durumu. Bakınca insan da derinden kurduğu bağı yitirince aynı savrulmuşluğu yaşamaz mı neticede?!!!
Tabii burada gerçek bağ ile alışkanlığı iyi ayırdedebilmek gerekir. Alışkanlıklarda boşluklar kolay ve çabuk doldurulurken gerçek bağlılıklarda bu aynı şekilde işlemez. Alışkanlığa dönüşen yerde aidiyet duygusu gelişmez ve sürekli bir şüphe ve sorgulama hali vardır. İnsan hep acaba sorusuyla karşı karşıyadır ve gerek kendi zihin dünyasında gerekse dış uyaran etkileriyle devamlı bir sorgulama ve deneme halindedir. Aidiyet oluştuğunda ise sadece varlığına dair talep ve güven vardır. Artık herşey daha manipülatif bir zeminde yaşandığı için gerçek bağ kurabilme şansı da çok fazla olmuyor ve insanlar yarım hissediyor kendini. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde o basamakta takılıp kalıyor ve sonuç olarak yüceltilmiş bir yanlızlık ortaya çıkıyor. Bana göre de bu insan için en tehlikeli olgudur.
Sürekli bir güçlülük talebi ve bunu yanlız kalabilme potansiyeli ile ölçmek. Tabii bu beraberinde rağmenli sevgi anlayışı ve fedakarlık gerçeğini ortadan kaldırıyor. Bu denkleme göre gerçek bağ içeren gerçek sevgi temelinde sevgi pek de mümkün görünmüyor ve kollektif mutsuzlukla beraber saplantılı ilişkiler ve kontrole dayalı yönlendirilmiş umutsuz hayatlar türüyor.
Zaman hızla akıp gidiyor ve biz kendimize diyemediklerimizi bu tip metafor yansıtmalarla söylemeye çalıştığımız sürece ne gerçek bağ kurabilme şansını yakalayabiliriz ne de soruna çözüm geliştirebiliriz. Belki de gerçekten kurabilme şansı yakaladığımız bağları da kendi elimizle kaybederiz. Bence doğru yerlere bakmak gerekir anlamak için. Gerçeği ve yapay olanı özellikle ayırabilmek için. Penguen dahi giderken sendeleyip düşerken insanlar güle oynaya ayrılabiliyorsa orada hangi bağdan söz edebiliriz bunu sorgulamak lazım....
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gürkan VEZİROĞLU
Bağ Kurmak ve Aidiyet
Son dönemde popüler olan "Nihilist Penguen'e" dair izlediğim farklı bir bakış açısı ve bu bakış açışı bana da diğerlerine nazaran daha makul geldi. Yorumcu, penguenin aslında kaybettiği bağın yası maksadıyla farklı bir yöne yöneldiği fakat iyilik amacıyla onu sürüye tekrar dahil etmenin çelişkisi ve buna oluşan tepkisi başlığıyla bir tez geliştiriyor. İnsan kadar yoğun mudur bu duyguları bilemem fakat bağ yas ve yalnızlık üçgeninde bana doğru gelmeyen kısımlardan bahsetmek istiyorum biraz. Ayrıca insan tarafında da konu bence de bu şekilde işliyor. İnsanın en derin ihtiyaçlarından birisidir bağ kurmak ve aidiyet durumu. Bakınca insan da derinden kurduğu bağı yitirince aynı savrulmuşluğu yaşamaz mı neticede?!!!
Tabii burada gerçek bağ ile alışkanlığı iyi ayırdedebilmek gerekir. Alışkanlıklarda boşluklar kolay ve çabuk doldurulurken gerçek bağlılıklarda bu aynı şekilde işlemez. Alışkanlığa dönüşen yerde aidiyet duygusu gelişmez ve sürekli bir şüphe ve sorgulama hali vardır. İnsan hep acaba sorusuyla karşı karşıyadır ve gerek kendi zihin dünyasında gerekse dış uyaran etkileriyle devamlı bir sorgulama ve deneme halindedir. Aidiyet oluştuğunda ise sadece varlığına dair talep ve güven vardır. Artık herşey daha manipülatif bir zeminde yaşandığı için gerçek bağ kurabilme şansı da çok fazla olmuyor ve insanlar yarım hissediyor kendini. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde o basamakta takılıp kalıyor ve sonuç olarak yüceltilmiş bir yanlızlık ortaya çıkıyor. Bana göre de bu insan için en tehlikeli olgudur.
Sürekli bir güçlülük talebi ve bunu yanlız kalabilme potansiyeli ile ölçmek. Tabii bu beraberinde rağmenli sevgi anlayışı ve fedakarlık gerçeğini ortadan kaldırıyor. Bu denkleme göre gerçek bağ içeren gerçek sevgi temelinde sevgi pek de mümkün görünmüyor ve kollektif mutsuzlukla beraber saplantılı ilişkiler ve kontrole dayalı yönlendirilmiş umutsuz hayatlar türüyor.
Zaman hızla akıp gidiyor ve biz kendimize diyemediklerimizi bu tip metafor yansıtmalarla söylemeye çalıştığımız sürece ne gerçek bağ kurabilme şansını yakalayabiliriz ne de soruna çözüm geliştirebiliriz. Belki de gerçekten kurabilme şansı yakaladığımız bağları da kendi elimizle kaybederiz. Bence doğru yerlere bakmak gerekir anlamak için. Gerçeği ve yapay olanı özellikle ayırabilmek için. Penguen dahi giderken sendeleyip düşerken insanlar güle oynaya ayrılabiliyorsa orada hangi bağdan söz edebiliriz bunu sorgulamak lazım....