Zaman geçtikçe insan daha da iyi anlıyor gerçek ve doğrunun arasındaki farkı. Baktığında aslında göremediklerini sonradan görebilmeye başlıyor. Doğru dediğin aslında kimine göreye dayanan bir kavram sadece. Aslında o kadar çok doğrunun içinden geçiyoruz ki sonradan teker teker yanlışa evrilen. Aklın mantıkla bir olup da zaman ve kişilere odaklı kurduğu belki de en büyük kumpastır bu. Ve hepsi insanın ruhunda izler bırakıp da değişiyor.
İnsan sona yaklaştıkça çok daha iyi anlıyor heba edilmiş ömrün sancısını. İşte o zaman gerçek tokat gibi yüzüne çarpıyor. Kaybolup gitmiş koskoca bir benlik. Gözyaşların bile bu yaraları yıkayıp temizleyemez.
İnsan bir kez varlık dairesinde kayboldu mu derinler onu daha da çok içine çeker. Her çıkmaz sokakta biraz daha karanlığa batar. Her batışında çığlıkları daha da boğuklaşmaya başlar. Ta ki o saf ışığa rastlayabilene dek çırpınır durur. O ışık bir başka kırık kalbin çatlaklarından sızan saf sevginin ışığıdır. Dünyada hiçbir bedelle alınamayacak saf ve tertemiz sevgi.
Endişelenmeyi, özlemeyi, anlayabilmeyi, çabalamayı ve dahi koşulsuzluğu iliklerine kadar işleyebilmiş saf sevgi. İki yaralı kuşun kanatlarını birleştirip uçabildiği gibi birleşip titreyebilen iki kalbin kenetlenip gerçekten var olabilmesi. İşte şimdi nefes alabilmeye başlar insan.
Bütün yargılardan, doğrulardan olabildiğince uzak, güvende ve gerçekten kendisiyle, belki de ilk defa kendi var oluşuyla oradadır. Ne dün ne yarın sadece o anda onunla ve korkmadan sadece kendi gerçekliğiyle çırılçıplak oradadır.
Renkler, sesler, dünya, güneş, evren, kainat ve bütün alem bambaşkadır. Süregelen hayatın içinde yaşam o an başlar. Görülmeyen görünür, duyulmayan duyulur ve hissedilemeyen hissedilir hale gelir. Bütün yaralar usul usul iyileşmeye başlar. İşte bu gerçek cesaretin mayasıyla olabilir ancak. An'da kalabilmenin cesaretiyle. Ne düne saplanmadan ne de geleceği arzulamadan sadece o an'da, onunla ve o duygularıyla. Hiçbir zırha bürünmeden sadece ben ve sen olarak, isimsiz beklentisiz koşulsuz ve tüm rağmenlere inat, tertemiz sevgi dolu ve özlemle...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gürkan VEZİROĞLU
An'da Kalabilmenin Cesareti
Zaman geçtikçe insan daha da iyi anlıyor gerçek ve doğrunun arasındaki farkı. Baktığında aslında göremediklerini sonradan görebilmeye başlıyor. Doğru dediğin aslında kimine göreye dayanan bir kavram sadece. Aslında o kadar çok doğrunun içinden geçiyoruz ki sonradan teker teker yanlışa evrilen. Aklın mantıkla bir olup da zaman ve kişilere odaklı kurduğu belki de en büyük kumpastır bu. Ve hepsi insanın ruhunda izler bırakıp da değişiyor.
İnsan sona yaklaştıkça çok daha iyi anlıyor heba edilmiş ömrün sancısını. İşte o zaman gerçek tokat gibi yüzüne çarpıyor. Kaybolup gitmiş koskoca bir benlik. Gözyaşların bile bu yaraları yıkayıp temizleyemez.
İnsan bir kez varlık dairesinde kayboldu mu derinler onu daha da çok içine çeker. Her çıkmaz sokakta biraz daha karanlığa batar. Her batışında çığlıkları daha da boğuklaşmaya başlar. Ta ki o saf ışığa rastlayabilene dek çırpınır durur. O ışık bir başka kırık kalbin çatlaklarından sızan saf sevginin ışığıdır. Dünyada hiçbir bedelle alınamayacak saf ve tertemiz sevgi.
Endişelenmeyi, özlemeyi, anlayabilmeyi, çabalamayı ve dahi koşulsuzluğu iliklerine kadar işleyebilmiş saf sevgi. İki yaralı kuşun kanatlarını birleştirip uçabildiği gibi birleşip titreyebilen iki kalbin kenetlenip gerçekten var olabilmesi. İşte şimdi nefes alabilmeye başlar insan.
Bütün yargılardan, doğrulardan olabildiğince uzak, güvende ve gerçekten kendisiyle, belki de ilk defa kendi var oluşuyla oradadır. Ne dün ne yarın sadece o anda onunla ve korkmadan sadece kendi gerçekliğiyle çırılçıplak oradadır.
Renkler, sesler, dünya, güneş, evren, kainat ve bütün alem bambaşkadır. Süregelen hayatın içinde yaşam o an başlar. Görülmeyen görünür, duyulmayan duyulur ve hissedilemeyen hissedilir hale gelir. Bütün yaralar usul usul iyileşmeye başlar. İşte bu gerçek cesaretin mayasıyla olabilir ancak. An'da kalabilmenin cesaretiyle. Ne düne saplanmadan ne de geleceği arzulamadan sadece o an'da, onunla ve o duygularıyla. Hiçbir zırha bürünmeden sadece ben ve sen olarak, isimsiz beklentisiz koşulsuz ve tüm rağmenlere inat, tertemiz sevgi dolu ve özlemle...